BİREY VE TOPLUM

Birey, toplumu oluşturan temel parçalardan biri olup, toplumu biçimlendiren ve ona hayat veren önemli bir faktördür. Birey ve toplumda var olan dinamikler birbiriyle sürekli bir etkileşim halindedir.

Bu dinamikler toplumun sahip olduğu değerler, yargılar ve inanış biçimleridir. Kişi doğduğu an bunların etkisinin altıda kalır ve var olan değerler çerçevesinde kendine bir yön verir. Fakat bazı toplumlar bireylerin gelişmesinde en büyük engeldir.  O yüzdendir ki, bireyin kalitesi ve gelişimi toplumun sağladığı olanaklara bağlıdır. Kendini geri plana atmış zamanın gelişmelerinden, sanattan ve var olan deağerlerinden uzaklaşan bir toplumda bireysel gelişimden ve ideal toplumdan söz etmek olanaksızdır.   Sözü edilen ideal toplumun yaratılması için toplumun öncelikle belli değerlere sahip olması gerekir. Birey ve toplum ilişkilerini değerlerin muhafazası üzerinden ele almak daha iyi olacaktır

İnsan vücudunun kusursuz bir şekilde çalışmasının altında nasıl bir sistem söz konusu ise, toplum içinde de var olan bir sistem söz konusudur. Bu sistemi temelini oluşturan en temel ve işlevsel öğe toplumun sahip olduğu değerler bütünüdür. Eğer toplumu oluşturan en temel taşı ve devamını sağlayan yapı olarak aile’yi baz alırsak, ailenin önemini görebiliriz. Aile yapısının sağlamlığını devam ettirmek toplumun istenilen seviyeye getirmesine etkili yollarından birisidir. Bu nedenle de toplumda yaşanan iyileşmenin daha önce bahsettiğimiz toplum ve birey arasındaki karşılıklı etkileşim sonucu bireylerin gelişiminde olumlu etki yaratır ve ideal toplum düşüncesini gerçekleştirmek için büyük bir adım atılmış olunur.

Toplum içinde en etkili olan ve şu ana kadar anlattığımız aile, birey, toplum üçlemesini etkileyen dinamik dindir. Her ne kadar 16. ve 17. y.y arası yaşayan sosyologlar ve toplum bilimciler toplumların tarih boyunca yaşadıkları değişim ve ortaya çıkan yeni akımlara paralel olarak kendi toplumsal sistemlerini oluşturduklarını söyleseler de, Din olgusunun tarih boyunca toplumsal değerlerin temelini oluşturduğu tezini gömemezlikten gelemeyiz. En çarpıcı örnek olarak aile yapısının en sağlam olduğu Osmanlı devletinin toplumsal yapısından bahsetmek pek de yanlış olmaz sanırım. Bilindiği gibi Osmanlı döneminde saygı, sevgi ve inanç gibi kavramlara vakıf olan insanların varlığı arzulanan ideal topluma ulaşılmasına vesile olmuştur. Nasıl olmasın, bireyler arasında sevgi ve İslam dininin buyurduğu anne babaya saygı, aileye sahip çıkmak, ev halkının hakkını gözetme gibi kıstaslara harfiyen uyulması sonucunda olmuştur. Bugünkü halimize dönüp baktığımızda yüzyıllar önce başardığımız aile ve buna mukabil huzur dolu sevgi toplumdan gittikçe birbirinden kopuk yaşayan aile yapısına. En önemli varlıklarımız olan anne ve babayı saçma sebeplerden dolayı huzur evlerine gönderen bir zihniyete, ailenin hakkını ve mutluluğunu göz ardı ederek cennetten bir köşe olarak tanımladığımız yuvayı zindana çeviren bir zalime döndük. Açıktır ki aile ilişkilerini,  insan ilişkilerinin mumla arandığımız bir toplumda gelişmiş ve kaliteli bireylerin yetişmesini beklemek mümkün değil. Dilerim yaşadığımız bu zaman karanlıklardan kurtulup şafağın söktüğü aydınlığın her tarafa saçılacağı günün başlangıcı olur. Son olarak şair Yahya Kemalin bir sözü ile yazımı bitirmek isterim ‘’ Değerlerini yitirmiş bir toplum, kaybetmeye ve yok olmaya yüz tutmuştur’’.

İmer Mislmi

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s