Balkanlar yüzyıllarca birçok medeniyete ve imparatorluğa ev sahipliği yapmış, coğrafyasında farklı dinlere, kültürlere ait insanların yaşadığı  farklı dillerin bir arada kullanıldığı coğrafya.  Tarih boyunca bu coğrafyada kan, savaş, düşmanlık ve ihanet eksik olmamıştır.  Bunun sebebi ise   içinde farklı dinden farklı milletten insanların bu coğrafya içinde bulunmuş olması ve bir çok dış gücün top koşturdukları veya koşturmak  istedikleri bir saha olmasıdır. Balkanlarda kurulan bir çok devlettin belli bir süre sonra ayrılıkçı hareketlere maruz kalmıştır. Birden fazla milleten insanı bir arada aynı çatı altında toplamak zor ve imkansız oluşu balkanlarda her birlik hamlesi ters tepmiştir. Çünkü balkanlarda diğer bölgelere nazaran ulus geçmişten gelen ulus bilinci ve milliyetçilik duygusu hakimdi.  Özellikle 1789 Fransız ihtilali ve bu ihtilal sonucu gelişen bağımsızlık, özgürlükçü ve milliyetçi fikirler var olan bu duyguları ortaya çıkarmış ve balkanlarda bir ulus-devlet süreci başlamıştır. Büyük imparatorlukların zayıflaması ve ihtilalin getirdiği yeni fikirlere karşı koyamaması balkanlarda yaşa ayaklanmalar sonucu Bulgaristan, Yunanistan, Arnavutluk, Sırbistan, Bosna-hersek, Hırvatistan gibi devletler otaya çıkmıştır. 1918 den sonra Sırp-Hırvat-Sloven krallıkların birleşmeleri ve ardından 2. Dünya savaşından sonra kurulan Yugoslavya devletiyle birlikte balkanlarda devletleşme süreci başka bir evreye girmiştir. Milliyetçilik, din ve ekonomik sebeplerden dolayı artan hoşnutsuzluklar Tito’nun ölümünden sonra acı bir şekilde doruk noktasına ulaşmış,  90 yıllara gelindiğinde uzun süren savaşlar ve bunalımlar sonucu balkanlarda yeni ulus-devletlerin oluşma sürecine girmiştir. Bunun sonucunda balkan coğrafyasına son Kosova’nın bağımsızlığıyla 7 devlet katılmış oldu. Yazımda balkanlardaki ulus-devlet oluşumunu Yugoslavya üzerinde işlemekteyim. Nedeni Yugoslavya’nın diğer ülkelere göre daha hetorojen bir yapıya sahip olması, dağılmadan önce ve sonra yaşanan olayların ulu-devlet oluşumu için gereken tüm dinamikleri içinde barındırmasıdır.

      A_  Osmanlı öncesi ve 1389 sonrası Balkanlar

Öncelikle balkanlara aktığımızda Hint – Avrupa dillerini konuşan yarı göçebe kavimler Balkan yarım adasına M.Ö 3.500 yıllarda geldiler.[1] Bu göçlerden sonra İlliryalılar, Makedonlar ve Trekler, bakanlarda kısa ve uzun süreli devletler kurdular[2].  Balkanlarda ulus kavramı Osmanlı devletinin 1389 Kosova savaşıyla Sırpları yenilgiye uğratması Sırplar arasında karşı tepkiye yol açmış fakat bu tepki yıllar boyunca bastırılıp daha sonra Yugoslavya’nın dağılma sürecinde yaşanan  savaşlarda ve devletlerin kurulma sürecinde bastırılmış olan bu tepkinin harekete geçtiğini göreceğiz.  1459 yılında Semedorova’nın fethinin ardından Sırpların Osmanlı devletine tabi olmuşlardır. Bundan sonra Sırplar Macaristan’a göç etmeye başlamışlardır. Sırpların yerleştiği Sremski Karlovci kenti kısa süre içinde Sırp halkının dini ve kültürel haklarını savunduğu bir merkez olmuş ve Sırpların bağımsızlık eğilimlerini öne çıkaran fikir akımları bu kentte canlanmıştır.[3] Bu olay Osmanlının balkanlardaki fetihlerinin bu bölgede ulus-devlet akımının canlanmasına neden olmasına bir örnek olarak sayılabilir.  Balkanlarda gelişen bu fikirler birinci Yugoslavya’nın doğmasına neden olmuştur.

B_  1789 İhtilal Sonrası ve 20. Yüzyılında Balkanlarda Ulus-devlet

1789 Fransız devriminin yarattığı özgürlükçü ve milliyetçi akımların balkanları derinden etkilemesi de bir vakadır. Bu akımlar balkanlara sirayet etikten sonra balkanlarda yaşayan slav uluslar dönemin hakim güçleri olan Osmanlı devleti ve Avusturya-Macaristan’a karşı ayaklanmalarda bulunmuş ve milliyetçi taleplerini ortaya çıkarmışlardır. Bu akımlardan en çok etkilenen milletler Sırplar ve Hırvatlardı. Yapılan bu devrim balkan halkları arsında milliyetçi eğilimleri kuvvetlendirdi, buna mukabil milliyetçilikten doğan ulus düşüncesi ve kendi devletlerine sahip olma fikri güç kazanmaya başladı. Osmanlı Devleti’nin gerilemeye başlaması ve Çarlık Rusyası’nın da desteğiyle, Balkanların tümünde olduğu gibi Bulgaristan’da da ulusal kurtuluş hareketi alevlenmiş, 93 harbi’nden yenilgiyle çıkan Osmanlı Devleti, Bulgaristan’ı 1878 yılında içişlerinde bağımsız prenslik olarak, 1908 senesinde ise tam bağımsız çarlık olarak tanımıştır. Bundan sonra bağımsızlığı kazanmaya yönelik yapılan birçok ayaklanma vardı ve bunların en önemlilerinden bir tanesi, Sırp Mılos Obrenoviç’in başlattığı ayaklanma sonunda Osmanlı devleti Sırplara özerlik hakkı tanıdı. 52 yıl sonra Sırbistan bağımsızlığını izliyor ve toprak genişletme politikasını uygulamaya başlamıştır. Bu dönemde Slavların birlik oluşturma fikri güç kazanmaya başlamış ve 1918 Aralığında Sırp-Hırvat-Sloven krallığı bir araya gelmiştir. Bu birleşme güney Slavların ilk birleşme hamlesidir. Oluşturulan bu birliğe de Yugoslavya adı verilmiştir. Yugoslavya ‘’Güney Slavların Yurdu’’ demektir. Kelime, ilk kez 1839 yılında Sırp tarihçi Teodor Pavlecıç tarafından kullanılmıştır.[4] Fakat bu birleşme de uzun sürmedi. Çünkü bu birleşmede Sırp tarafı daha etkin olmaya başladı ve aman ilerledikçe sırp devletine dönüşmeye başladı. Doğal olarak bu Hırvat ve Sloven halkları yanı sıra bu bölgede bulunan Makedon, Boşnak ve Kosova da, batı Makedonya da yaşayan Arnavut halklarını memnun etmedi. Bu memnuniyetsizlik bu halkların milliyetçilik duygularını tekrardan alevlendirmiş ve kendilerin ait devlet kurma istemeleri ve bir merkeze bağlı olmayan bağımsız devlet kurma istekleri ortaya çıkmıştır.

   C_   ( 1945 ) 2. Dünya savaşından sonra Balkanlardaki Gelişmeler

  1. Dünya savaşından sonra balkanlarda milliyetçilik duygularının en üst seviyeye geldiği dönemdir. Fakat bütün milliyetçi hareketlere rağmen 2. Yugoslavya kuruldu. Bu oluşum balkanlarda birliğe neden olmadı aksine istenmeyen olaylara sebebiyet verdi. Özellikle 1980lerde Titonun ölmesinden sonra milliyetçilik ve ulus devlet oluşumu geçmişten farklı olarak bu fikir sadece Sloven, Sırp, Hırvat halklarında değil bunara ek olarak Makedon, Kosova Arnavutları ve Boşnaklarda katıldı. Fakat devlet kurma isteğini diğer halkalara yayılması balkanlar için iyi olmamış, bu hareketler 1990 yılında uzun süre yaşanacak kanlı olaylara ve apaçık katliamlara neden olmuş, tarihe kara bir leke olarak kalmıştır. Bu dönemde ulus-devlet kavramını etkileyen sadece milliyetçilik değil buna ek olarak dini ve ekonomik sebeplerde büyük etki yapıştır.

C.1_  Balkanlarda son birleşme çabası: 2. Yugoslavya

Kurulan partizan ordusunun hem çentiklere hem de Alman ve İtalyan ordularına karşı mücadelesi sonucu Titonun öderliğinde 2. Yugoslavya devleti kuruldu.  Kuruluş sürecinde partizanlar yeni Yugoslav isteminde tüm etnik gruplara eşit derecede statü ve sağlanası gerektiğini öne sürüyordu ve kendilerini ‘’ Halkın Kurtuluş Ordusu ‘’  olarak isimlendirdiler.  Partizan ordunun isminde ‘’ ulusal ‘’ yerine ‘’ halk ‘’ teriminin kullanılmasının Yugoslavya’da yaşayan farklı etnik gruplar arasında ayırım yapmadığını göstermek içindir.[5] Buradan da anlaşılacağı gibi partizan ve Tito döneminde ulus kelimesi kullanılmamış bunun amacı yeni bir Yugoslav ulusu oluşturmaktı. Kurulan devlet Sırbistan, Bosna-hersek, Slovenya, Hırvatistan, Makedonya özerk cumhuriyetler Kosova ve Voyvodinadan oluşan bir federe devlet oluşturuldu. Bu devlet her ne kadar bir çatı altında toplanmış ve yukarıda belirttiğimiz gibi yeni bir ulus ortaya çıkarmak olsa bile içinde barındırdığı farklı etnik gruplar bu devletin bir arada durmasını zorlaştırdı.  Bunun olumsuz etkilerini Tito’nun ölümü sonrası ve ardından 1990 yılından itibaren Yugoslavya’nın dağılma sürecinde göreceğiz.  20. Yüzyılın başı Yugoslavya ve Avrupa için dönüm noktası olmuştur. Bu dönemde bir çok savaş yaşanmış ve bir çok ulus devlet ortaya çıkmış yeni bir Avrupa düzeni oluşmasına sebebiyet vermiştir.

Sırbistan 1980lerden sonra Yugoslavya da merkezi yönetimi tekrar geri getirmek istedi bu istek hiç kuşkusuz Sırbistan’ın en büyük hayali olan Yugoslavya da tek hakim güç ve farklı etnik kökene ait tüm grupları hakimiyetine alma istediydi. Bu sebeple 1974 anayasasını değiştirmek ve yerel yönetimlerin gücünü azaltmaya çalıştı. Fakat bu Sırbistan’ın bu isteği hayal ve çılgınca olduğu apaçıktır. 90 yıllara geldiğimizde çoğu komünist partisi milliyetçi kesimlerin eline geçmişti. 1990 ocak ve şubat aylarında yapılan Yugoslav komünist birliğinin 14. Kongresi olmuştur. Kongrede komünist partilerin öcü rolü ortada kaldırılmış oldu. Bu kongre komünist partiler için sonun başlangıcı oldu. 74 anayasasıyla kurulan hassa dengeyi ilk bozan Sırbistan olmuştur. Sırbistan kendi anayasasını değiştirerek Kosova ve Voyvodina’nın özerkliğini kaldırdı. Bu hareket Kosova Arnavutlarını zaten hali hazırda faal olan milliyetçi duygularını daha da ateşledi ve geri dönülemez bir yola girilmiş oldu.’ Kosovalılar yaşananlardan rahatsızdı.’ Ayrıca Dayton antlaşması, Kosova’nın Yugoslavya’nın  bir parçası olduğunu onaylamıştı, Kosovalılar bu karara tepkiliydiler çünkü Hırvatistan, Slovenya ve Makedonya Slavların kafesinden kaçmışken kendileri, Arnavutların Makedonya’da kalması gibi, Sırp hakimiyetindeki Yugoslavya’da hapis kalmışlardı.[6] Fakat bu bağımsızlığa uluslar arası toplumda sıcak bakmıyordu. Çünkü Kosova’nın bağımsız olmasının Bosna’da yaşayan Sırpların ve Voyovodia da gerekleşebilecek herhangi bir bağımsızlık hareketinden korkuluyordu. Diğer bir yandan Kosovalı Arnavutların, Makedonya’nın batısında yaşayan Arnavutların birlikte Arnavutlukla birleşerek büyük Arnavutluk hayalini gerçekleştirmenin Kosova’da bir bağımsız devletten geçmesi düşüncesi, Kosovada bir devlet kurulmasının bir etkeni olarak da sayılabilir.

Diğer bir yandan Bosna-Hersek ulus- devlet kavramını gelişmesinde en önemli dinamik din olarak sayılabilir. Katolik ve Ortodoksların arasında kalan Bosna kilisesi . Ortaçağ boyunca ‘’ Bogomil öğretisini ‘’ benimsemişti. Bogomil öğretisi, esasında Bulgaristan da ortaya çıkmış olan bir Hıristiyan mezhebidir. Bu mezhebin kültürel misyonu, bölgenin Bizanslaşmasını ve Latinleşmesini önlemekti. Bogomillik dünyanın ‘’Işık ilkesi’’ ve ‘’karanlık ilkesi‘’üzerine durduğunu kabul eden, ikici (düalist) bir felsefeye dayanıyordu. Hıristiyanlar tarafından kabul edilen Teslis ( Baba-Oğul-Kutsal ruh üçlemesi) inancını benimsemiyordu.[7] İşte Bosnalılarda bulunun bu inanç şekli onların Müslüman olmalarını daha kolaylaştırmış ve Osmanlının balkanlara hakim olmasından sonra Bosnalılar ilk Müslüman Slav ırkı oldular. Tarih boyunca bu tercih diğer Slav ırkları tarafından hoş görülmemiş ve ırklarını. Benliklerini satmış bir ırk olarak görüldü. 1980lerde İslami görüşü ağır basan Alija izet begoviç Bosna-hersek in başına geçti. Diğer federal ülkelerde milliyetçilik hareketleri artarken ve bağımsızlık ve bir ulus-devlet oluşturma milliyetçilik üstünden yapılırken. Bu Bosna da daha çok din üzerinden yürütülüyordu.

Hırvatistan ve Slovenya ise tüm ayrılıkçı düşünceler ve ulus-devlet oluşturma aşamasında temelde ekonomik sebepler yatmaktadır. Çünkü balkanlarda Pazar ekonomisi en gelişmiş ülkeler Hırvatistan ve Slovenya’ydı. Bakıldığında Slovenya federal bütçeye katkısı %37 idi. Fakat bu iki devlet sahip odluları bu ekonomik gücü ve gelirin diğer ülkeler tarafından paylaşılmasını istemiyor. Bu nedenle de milliyetçi hareketlere destek verdi. Ve bağımsızlık hızını ve devlet oluşumunun hızlandırdı ve bu plan başarıya olaştı ve balkanlarda yeni ulus-devletlerin çıkmasına neden oldu.

Makedonya ise balkanlarda içinde barındırdığı farklı milletten farklı dinlerden gelen toplulukların bir arada yaşadığı bir ülkedir. Makedonya da çoğunluk Makedonların olması ile birlikte Arnavut, Türk, Romanlar ve diğer milletlerden oluşmaktadır, Makedonya federasyondan savaşsız ayrılan tek devlettir fakat ileride içinde bulundurduğu farklı etnik grupların özellikle Arnavut milliyetçiliğin 90lı yıllarında büyümesiyle ve daha sonra Arnavut halkının daha fazla hak ve özgürlük isteme hareketi sonucu 2001 yılında iç savaşın patlamasıyla büyük bunalımlar yaşadı. Bu olaydan sonra 90larda yaşan parçalanma Makedonya da gerçeklemedi Ohri çerçeve atlaşmasıyla kriz sona erdi ve Makedonya da yaşayan azınlıklara geniş haklar tanındı. Fakat bu anlaşma her ne kadar özgürlüklerin verse de hem Makedon hem Arnavut kesiminde milliyetçiliğin ve büyük Arnavutluk hayalini daha da artırdığı gözlenmektedir.

  1. yüzyılına geldiğimizde Yugoslavya federasyonu dağılmış kanlı savaşlar ve akıl almaz katliamların, ardı ardına işlenen savaş suçlarından sonra bağımsızlığına kavuşan 5 devlet bulunmaktaydı. Daha sonra Karadağ’ın bağımsızlığını kazanması ve en son 2008 de Kosova’nın bağımsızlığının ilan etmesiyle 7. Devlet Kosova oldu ve bu süreç tamamlanmış oldu. Bulgaristan, Yunanistan ve Arnavutluğun imparatorlukların dağılmasıyla birlikte daha önceden ulus-devlet vasfını kazandıklarını hesaba katarsak balkanlar ulus-devlet cennetine dönmüştür. Ortaya çıkan devletlerin bu güne kadar tam bir devlet vasfı görememeleri ve bağımsız olmalarına rağmen hala problem yaşayan ( Makedonya ile Yunanistan arasında isim krizi ve Kosova’nın bazı devletler tarafınca hala tanınmaması )devletlerin bulunması. Aslında Balkanları  yapboz tahtasına çevirenlerin Balkanlarda ulus-devlet dinamiklerinin temel kaynağı olduğunu unutmamak gerekir.

Kaynakça

Crampton, R. J. (2007). İkinci Dünya Savaşın’dan Sonra Balkanlar. İstanbul: Yayınodası.

ÜLGER, D. İ. (2003). Yugoslavya neden parçalandı ? Ankara: Seçkin.

[1]  Dr. İrfan Kaya Ülger , Yugoslavya neden dağıldı ? , sf.23

[2] Ülger.  agy , sf.23

[3] Ülger , agy . sf.30

[4] Ülger , agy , sf.15

[5] R.J Crampton , İkinci dünya Savaşı’ndan Sonra Balkanlar, Yayınodası 2007, İstanbul sf: 11

[6] R. J. Crampton. Agy, s. 263

[7]  K. Ülger, agy, s.28

By İmer Mislimi

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s